Ana sayfa Türkiye'den Haberler Türk Oyun Sektörü Nasıl Gelişmez?

Türk Oyun Sektörü Nasıl Gelişmez?

3426
Türk Oyun Sektörü
Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Pin on PinterestShare on LinkedInEmail this to someone

Hubogi’de Türk oyun sektörü ile ilgili ilk yazım. Kolay olsun diye soranlara “oyun sektöründeyim” desem de, gerçekte oyun sektöründe olduğuma inanmıyorum. Yıllardır sektörde çalışan, derdini çeken, yükünü sırtlanan, bazılarını bu sayfalarda okuduğunuz değerli isimlerin arasında, kendimi oyun sektörüne sadece destek veren, kıyısından dokunan biri olarak görüyorum, o kadar.

Ama, yıllarını pazarlama iletişimini öğrenerek, uygulayarak ve öğreterek geçirmiş biri olarak da, oyun sektörü hakkında, özellikle Türk oyun sektörünün doğruları, yanlışları ve geleceği hakkında fikrimi söyleyebilme hakkına sahip olduğumu da düşünüyorum.

Röportajlarda bana en çok sorulan soru, “Türk oyun sektörü nasıl gelişir?” Ben de o konuda yazayım bari. Hoşumuza gitmeyecek, ama girişi şöyle yapalım: “Türk oyun sektörü, gelişiyor ve gelişir. Ama bu kafayla yavaş ve zor gelişir.”

“Nereden çıktı şimdi, iyi gidiyorduk,” diyeceksiniz. Anlatayım:

Bilen vardır bilmeyen vardır, ben GIST (Gaming İstanbul)’un marka ve pazarlama iletişimi yöneticisiyim. GIST fikrini yaratan, hayata geçiren, her aşamasında rol alan ekibin bir üyesiyim. GIST’i tasarlarken, dünya çapında bir oyun fuarı haline gelebilmesi için kendimize koyduğumuz ilk hedef, yabancı profesyonelleri İstanbul’a getirmek, sektörle buluşturmak ve bu profesyonellerden öğrenerek sektörü birlikte geliştirmekti.

Bu hedefi yakalamak için, GIST|DC Geliştirici Konferansı’nı, GIST Seminerleri’ni ve GIST B2B Alanı’nı oluşturduk. Dünyada gitmediğimiz ülke, kapısını çalmadığımız firma, katılmadığımız etkinlik kalmadı. Bir yandan firmaları İstanbul’a çekmeye çalışırken, bir yandan da o firmaların önemli isimlerini “İstanbul’a gel, Türk oyun sektörüyle buluş, deneyimini ve bilgini paylaş,” diye ikna etmeye çalıştık.

Ettik de. İki yıldır, GIST’e toplam 2492 yabancı konuk geldi. İş geliştirme ve “vaziyeti görme” amacıyla gelenleri ve basın olarak görev yapan isimleri saymazsak, yaklaşık yüz adet profesyonel GIST’e katıldı. Bunların bir kısmı geliştirici konferanslarında, bir kısmı seminerlerde konuştu, B2B alanında iş geliştirmeye çalıştı.

Sonuçta ne oldu biliyor musunuz? GIST Geliştirici Konferansı’nı bir salonda en fazla yüz kişi dinledi. Bilet alan veya bileti olan 86 kişi hiç gelmedi. Ücretsiz giriş sağladığımız öğrenci kardeşlerimizin ancak yüzde yirmisi bir göründüler, çabucak kayboldular.

Yıllardır herkes “biri bu isimleri Türkiye’ye getirse de dinlesek, ama gelmezler ki,” diye şikayet ediyordu. GDC’ye, QuoVadis’e, Gamescom’a gidip dinledikleri adamları getirmiştik, ama Türk oyun sektörünün büyük kısmı gelmemişti.

Mesela geçen yıl, geliştirici konferansımızda Fable serisinin tasarımcısı Emrah Elmaslı canlı, üç boyutlu renklendirme atölyesi düzenledi. Bildiğiniz meslek sırlarını paylaştı. Bu yıl Onur Can Çaylı (ki tanımayan yoktur kendisini, Antman, Transformers, Game of Thrones desek, mesela) tasarım tekniği üzerine konuştu. Everquest, Rift ve Trove’un arkasındaki beyin Adam Hetenyi “küçük takımlarla nasıl AAA oyun yaratılır” konferansı verdi, sekiz kişilik bir takımla Steam’de nasıl üç numaraya yükselebildiklerini anlattı. Benny Kratch geldi “oyunlarınızı nasıl markalaştırırsınız” konusunda konuştu, adamın tahmin edilen okuyucu sayısı elli milyon. Sayıyla 50.000.000.

Victor Perez oradaydı. Sektörün en eskilerinden. “Ubisoft’a ulaşmam lazım”” dersiniz, “dur uğraşma” der, yönetimiyle toplantı ayarlar. Pokemon Go’nun halkla ilişkiler kampanyasını yürüten PremierComms bizimleydi. Aras Şenyüz konuştu, Netmarble’ın yaptığı lokal kampanyaları ben üç senedir derslerimde anlatıyorum, Türk oyun pazarlamasında çığır açan başarı hikayeleri olarak. Horizon’u, The Surge’yi yapan adamlar oradaydı. Crytek’ten Fasih Sayın oradaydı, Oculus’tan Volga Aksoy oradaydı, Splintercell’i üreten Pascal Luban oradaydı. Kate Edwards indie geliştiricilerin dünya pazarında nasıl başarılı olabileceklerini anlattı. İsimlerin tamamını sayamıyorum bile, liste çok uzun, unuttuklarım lütfen kusura bakmasınlar.

Bu ustalar, “vaktim yok” demediler. Konuştular, sonra oturup birbirlerini dinlediler. Oyunları milyonlarca satmış, tasarımları Hollywood’un yönünü belirlemiş, şirketleri global sektörü yöneten adamlar oturup birbirlerinden bir kelime öğrenmek için birbirlerini dinledi. Onları asıl dinlemesi gereken genç geliştiriciler, öğrenciler, akademisyenlerse, gelmedi. Mesela Kate Edwards’ın konuşmasında tek bir indie yoktu.

Onur Can Çaylı Hoca, ki “hocam” derim çünkü her cümlesinden bir kelime öğrenirim, “Meriç, bu semineri benim gençliğimde yapsan kapısında yatardım” dedi. Simon Ususkin, ki ciddi bir yatırımcıdır, “bu etkinliği Avrupa’da yapsanız, on katı fiyata iki bin kişi toplarsınız” dedi.

GIST Seminerleri’ne gelince… Konuşmacı olarak kimler yoktu ki?

Barış Özistek’i dinledik mesela, nereye gitse insanlar Netmarble’ın Türkiye’deki başarısını dinlemek için Onur Hoca’nın dediği gibi “kapısında yatar.” Ahmet Sonuç (Jahrein)’u dinledik, yirmi yıldır iletişim sektöründeyim, influencer kavramıyla ilgili ufkumu açtı. Özgür Soner Zula’nın geliştirme sürecini anlattı yahu. Ozan Aydemir Oyun ve pazarlama kavramlarını bir araya getirdi. Genç arkadaşların hayalindeki başarı nasıl yakalanır, onu anlattılar. Old Moustache nasıl serbest geliştiriden profesyonel geliştiriciye geçilir, onu anlattı. Ekonomi Bakanlığı, Kalkınma Ajansları oradaydı. Devlet yetkilileri, oyun sektörüne verdikleri destekleri anlattılar. Ve bir kısmı, gariptir, oturup konferansları, seminerleri dinledi. İsim vermek uygun olmaz, ama üst düzey bir yetkili “ne çok şey öğrendim burada” dedi etkinliğin son günü.

İsmini sayamadığım konuşmacılarımız lütfen kusuruma bakmasınlar, iki senedir GIST Seminerleri’ne yetmiş dört (74) profesyonel katıldı konuşmacı olarak. Burada sadece bu seneden bir kaç ismi örnek verebildim. Dileyenler konu ve konuşmacı listelerimizi GIST sayfasında bulabilir.

Kaç kişi dinledi biliyor musunuz? Yine en fazla yüz. Satılan biletlerin yüzde sekseni B2B ve seminer alanımıza girmedi bile. Dinleyenler, sektörün iyi bilinen isimleriydi. Asıl dinlemesi gereken genç geliştiriciler, öğrenciler ve akademisyenler, bir kaçı hariç, yine yoktu.

En acı komediyi ise, B2B alanımızda ve Pitch & Match uygulamamızda yaşadık. B2B alanımızda üç günde yapılan toplantı sayısı 532. Bu büyüklükte bir etkinlikte, bence çok düşük bir rakam. Hele gelen isimlerden bazılarını görmek için dünyanın öbür ucuna uçup inanılmaz masraflar yaptığımızı düşünürseniz.

Komedi kısmı şu: Bu toplantıların çoğunu, yabancı konuklar, yine birbirleriyle yaptılar. Evet, birbirleriyle.

B2B Alanı hakkında yabancı konuklarımızdan biri bize şöyle yazmış: “Türk Oyun Sektörü ile ilgili çok az Türk profesyonel Pitch & Match profilini doldurmuştu. Sisteme kayıtlı Türk yok gibiydi, olanlar da toplantı isteğimize geri dönmedi veya kabul edip toplantıya gelmedi.”

Kısaca, bu yıl GIST’e katılan yüzden fazla yabancı, komik bir şekilde birbirleriyle ve zaten tanıdıkları bizlerle toplantı yapıp ayrıldılar. Toplam bir milyar doları yöneten üç global yatırımcı vardı, adamlara kimse yaklaşmadı bile, sonuçta oturup birbirleriyle ve bizimle sohbet ettiler. Bir daha gelmeleri için bayağı uğraşacağız. Çünkü sektörü tanımaya, sektörle iş geliştirmeye, oyun seçmeye gelmişlerdi. Ama Türk oyun sektörünün büyük kısmı orada yoktu. Olanlar Sinan Akkol, Tuğbek Ölek, Can Sungur gibi, bu isimlere zaten bir kaç dakikada ulaşabilecek olanlardı. Bir başka deyişle, bu isimlerin İstanbul’a gelmesinin değerini bilenler.

Türk oyun sektörü nasıl gelişmez, biliyor musunuz? Böyle.

Dünya “ayağına” gelmişken, oyunları dünyayı sarsan isimler konferanslarda meslek sırlarını anlatırken genç geliştiriciler “ben oldum, ne öğreneceğim artık” der ve gelmezse. Milyonlara oyun satan isimler B2B alanında “Türk endüstrisinden birileri gelsin de görüşeyim” diye beklerken, profesyoneller “çok pahalı abi, kim verecek o kadar parayı” der ve sonra aynı isimleri uzaktan görebilmek için GDC’ye çuvalla para dökerse. Pitch & Match’e girip profilini bile yaratmaya üşenen genç geliştiriciler “bana ne abi, onlar beni bulsun” derse. Akademisyenler, öğrenciler dibine gelen bilgiye, deneyime burun kıvırırsa, gelişmez.

Gelişir de… Türkiye’ye, İstanbul’a kadar gelip zaten tanıdığı eski tüfekler hariç kimseyi karşısında bulamayan isimleri, dünyadaki diğer etkinliklerde kovalayarak, binlerce lira döküp onbeş dakika görüşerek, o görüşmede de sonuç alamayarak, çok yavaş ve zor gelişir.

İlk yazım da böyle bitmiş oldu. Dost acı söyler. Beni ararsanız, seneye GIST’e daha büyük isimleri getirmek için dünyada bir yerlerde toplantı kovalıyor olacağım. Geçen yıl direktörümüzle birlikte San Francisco GDC’de Oculus’un CEO’sunu yakalayıp davet ettiğimizde kibarca gülümsemiş, “belki” demişti. “Belki” seneye gelir.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Pin on PinterestShare on LinkedInEmail this to someone